11/4/2008 ·
''belki ben hala masalların,
mutlu sonların etkisindeyim hala
işte bu yüzden bıçak sırtlarına emanettir bu yürek
aslında yalanların, asolanların da farkındayım elbet
ama görmezden geldim
bilen bilir acıtır insanı gercek...''
Bugün, uyurken seni seyrettim. Masalların kırılgan, naif kahramanları hep kadınlar değil de erkekler olsaydı, seni uyuyan
prens masalında düşleyecektim, ya da her kötülükten uzak kırmızı
pelerinli adam olacaktın eski bir öyküde. Ama senin masallarda iki boş
kadron vardı; ya prensesi öpüp kurtaran beyaz atlı olacaktın, ya da
kurt.... Hangisi olduğunu kestiremedim kapalı gözlerine bakıp. Yüreğim
sıkıştı.
Bugün sen uyurken, ben kendimi seyrettim. Yıllarca her taşını
ellerimi kanatarak koyduğum egomun uçsuz kulelerinin üstünden... Ya ben
kanatacaktım, ya ben kanayacaktım. Hayatta öğrendiğim en berbat düstur
buydu. Ne ellerimin kanamasını durdurdu, ne de yetti başkalarını
parçalamama. Sadece ince ince kanadım, kanattım önüme kim çıkarsa.
Kulemin en tepesinde, karanlık bir odaya saklandım. Saçlarımı uzattım
prenslere uzanıp beni kurtarsınlar diye. Önce tutam tutam yoldular
saçlarımı, sonra onlar yaklaşmışken ben kestim örgülerimi... Böyleydi
işte yaşamak denilen şey, hep bir içsavaşta; en güçlü bendim, esir
bendim; Bıçak da bendim yara da... 'Aşk sadece bir güç savaşıdır, güçlü
olan kazanır...' biliyor musun ilk kalp ağrısının hayatıma kattığın en
boktan anlam buydu. Önce o beni vurdu sırtımdan, sonra ben onu kurt
kapanlarına hapsettim. Böyleydi çünkü sevişmek, sevmek. Adı savaşmaktı;
adı gitti savaşlarım sürdü.
Bugün sen uyurken, ben önyargılarımı boğdum teker teker... Bir
yalana inanmaya meylim mi vardı, yoksa artık barış mı hüküm sürsün
istiyordum, bilmiyorum. Sadece huzursuzdum, sadece çok yorgundum
cesetlerimi gömmekten.
Bugün, insanların iyi olacağına inandım. Öyle güzel kapanmıştı ki
gözlerin bir rüyanın üstüne, kalbimin atışını duydum sevgili...Asırlar
sonra ilk kez... Sonra içimdeki şeytan, içinde kötülük aradı.
Huzursuzca kıpırdandı yerinde. 'Kimseye güvenme, kimseye kalbini açma.'
Hayatta öğrendiğim ikinci en boktan düsturdu bu da. Ben de iyi kızım
ya, hepsini hayat felsefem yapmıştım. Kulaklarımı şeytana kapamayı
öğrenmeliyim. Senin için o küçük lanet şeytanı öldürmeliyim. Bunu sırf
bu kadar güzel uyuduğun için yapmalıyım.
Bugün, en uyurken seni seyrettim sevgili. Belki hiç bilmeyeceksin,
belki de bu sefer savaşıp kazanmak isteyen sen olacaksın, kimin
umrunda?
Sen uyurken sevgili, ben sevmeyi öğrenmek için uyandım yüzyıllık uykumdan....
11/4/2008 ·
Bugün canım bir cinayet çekiyor... Kocaman bir bıçakla önce sözlerini
kessem... Ardından gözlerinin ormanında yetişen tüm ağaçları teker
teker... Kanına bulansa ellerim, ellerimle parçalasam egonu. Sabaha
leşini bulsalar bencilliğinin, gazetelerin üçüncü sayfaları örtse
cesedinin üstünü... Ah, burnuma doluyor kokun, üstüne biraz kırmızı
serpilmiş...Söyleyenler doğru söylemiş vaktinde; hiçbir zafer savaşsız
elde edilmiyor. Parmak izlerimi kaldırdım ortadan. Gel sevgili, ben
seni anladığın gibi seveceğim. Önce ruhunu parçalayacağım!
11/4/2008 ·
Sana bunu yapmak istemezdim bebeğim. Biliyorsun, seni her zaman anne şefkati ve bir orospu tutkusuyla sevmiştim. İlk içtiğin sigaranın izmariti bile çekmecemdeki kutuda dururken, sen gitmeye kalkmamalıydın.
Az önce saçlarımı fırçaladım. Çok dökülmeye başladı, her yerde sapsarı saçlar. Hımm, rengini değiştirmemi istediğinde yapmamalıydım, şimdi farkediyorum. Ben kızıl severim. Ama ben seni de severim. Hatta seni kızıldan daha çok severim. Biraz açıcı ve bolca sarı boyanın izini yokettiği kızılla seni kıyaslayamam tabi. Öyle olsa şu anda karşımdaki koltukta öylece oturuyor olmazdın.
Dışarda acayip bir yağmur var. Çıkmak istemeyeceğine eminim. Bu gece burada kalacağına da. Hatta ukala sanma beni ama hiç gitmeyeceğine de eminim. Hadi ama bebeğim, çok emek verdim, biliyorum gitmeyeceksin. Hatırlıyor musun, yalvarmıştım bir keresinde, çok korkuyorum gitme diye. Normalde demezdim, umrumda değilmiş gibi yapabilirdim. Ama yan apartmana hırsız girmişti bir gece önce, biliyordum. İşin kötüsü sen de biliyordun. Sen birşey daha biliyordun; kollarımdaki izleri...
Boynun ağrımıştır hayatım, şu yastığı al. Sen kımıldama, ben koyarım boynunun altına. Nasıl, rahat mısın? Boşboş bakma bana. Hep öyle bakmadın mı bunca zaman? Beni sev diye beklerken, çorba yaparken sana mesela, en sevdiğin renkteki eşofmanı verip, 'bunu bu evde giyersin.' dediğimde. Ah bebeğim, güzel gözlerin vardı. Bir de bakmayı bilseydin.
Aşık gibi bakmayı bildiğini biraz geç öğrendim. Telefonundaki fotoğraftan... Ne boktan sanattır şu fotoğrafçılık, anların yakasına yapışır bırakmazsın. Ya da tam tersi. Her ne haltsa. O yanındaki kaltağa bakışın vardı ya bebeğim. İşte ben o bakışı görmek için aylarca hem anne şefkatiyle, hem orospu tutkusuyla sevdim seni.
Güzel boyunlu sevgilim, ben de ölümsüzleştirdim bu anı. Hem de berbat bir fotoğraf karesi gibi değil. İşte karşımdasın, öylece bakıyorsun. Tamam bana bakmıyorsun ama onu da öğreneceksin. Aşk zaman ister bebeğim, çok zamanımız var. Parfümünün aynısından alıp getireceğim sana bu özel günün anısı olarak. Bu evde berbat birşeyler kokmaya başladı. Sana bulaşmasın hiç, sen hep deniz gibi kok, koynuma sokulup uyurken.
Yağmur yağıyor bebeğim, bak en sevdiğin müzik çalıyor. Dansedemesek de olur, buradasın ya. O kaltağı ve damarlarımdaki şırınga izlerini unutacağını biliyordum. Ah bebeğim, deniz kokulu sevgilim... Kahvene koyduğum ilaçlar dokunduysa bir daha vermem söz. Öyle boş boş bakma bana nolursun.
11/4/2008 ·
- bu hikayenin sonunda ikimiz de ölelim, daha güzel bitemez.
- ah senin şu iflah olmaz romantizmin...
- sadece kahraman ölürse romantik olur. ben de öleceğim. hem yazar hem kahraman ölünce postmodern olur.
- ölmüyorsun, yeni bir hikayeye başladın. bu yeni hikayede bana yer yok.
- her hikayemde sen varsın.
- iğreti duruyorum yeni hayatında. bana uymuyor yeni düzenin, ben ona
uymuyorum. kıyılıp atılamayan antika bir vazo gibi. kıymetli. ama
gereksiz, ama fazlalık işte. göz yoruyor.
Kocaman, kem gözlü bir Şahin, gözümün önünden yuvarlak bir et
parçası koparıyor. aynaya bakıyorum, irice bir misket büyüklüğünde,
altında bembeyaz et olan bir oyuk kalıyor geriye...
- simurg gibi, kimbilir, kendini tekrar yaratacak bu hikaye.
-simurg ne?
- simurg işte...
Rivayet olunur ki, kuşların hükümdarı olan Simurg Anka, bilgi ağacının
dallarında yaşar ve her şeyi bilirmiş. Kuşlar, Simurg’a inanır ve onun
kendilerini kurtaracağını düşünürlermiş. Kuşlar dünyasında her şey ters
gittikçe, onlar da Simurg’u bekler dururlarmış. Ne var ki Simurg ortada
görünmedikçe kuşkulanır olmuşlar ve sonunda umudu kesmişler. Derken bir
gün uzak bir ülkeden bir kuş sürüsü, Simurg’un kanadından bir telek
bulmuş. Simurg’un var olduğunu anlayan dünyadaki tüm kuşlar
toplanmışlar ve hep birlikte Simurg’un huzuruna gidip yardım istemeye
karar vermişler. Ancak Simurg’un yuvası, etekleri bulutların üzerinde
olan kafdağı’nın tepesindeymiş. Oraya varmak için yedi dipsiz vadiyi
aşmaları gerekiyormuş. Kuşlar hep birlikte göğe doğru uçmaya
başlamışlar. Yorulanlar ve düşenler olmuş. Önce bülbül geri dönmüş,
güle olan aşkını hatırlayıp; papağan, o güzelim tüylerini bahane etmiş
–oysa tüyleri yüzünden kafese kapatılırmış-, kartal yükseklerdeki
krallığını bırakamamış, baykuş yıkıntılarını özlemiş, balıkçıl kuş,
bataklığını... Yedi vadi üzerinde uçtukça sayıları anbean azalıyormuş.
Altıncı vadi "şaşkınlık", yedincisi ise "yokoluş" vadisi imiş. Kaf
dağına vardıklarında geriye otuz kuş kalmış. Simurg’un yuvasını bulunca
öğrenmişler ki,
Simurg Anka
, "otuz kuş" demekmiş. Onların hepsi de Simurg’muş. Her biri de Simurg’muş .
- beni azad et, ben artık senin kahramanın olmak istemiyorum. başka hikayelerde özüm. ben çoktan gittim.
- bu hikayenin sonunu yazmadan gidemezsin. bunca zaman sonra seni tekrar görmüşsem, hikayeyi tamamlamadığın içindir.
''Görmek en büyük günahlardan biridir'' diyor bir kadın yazar,
''çünkü artık görünen gizli değildir. esrarı gitmiş, bütün mahremi
görünür olmuştur.''
- en çok neye üzülüyorum biliyor musun, beni kimse kahraman sanmıyor senden başka.
- çünkü senin öykünü ben yazdım. ve görmedi hiçbir göz.
- ve bana hiç kimse masallar anlatmadı senden başka. romanların gizini kimse aralamaya kalkmadı.
- beni görmemek istedin, seni yazan kalemi.
- görmek en büyük günahlardan biridir, biliyor musun? bir yerden duymuştum
Şahin geri dönüyor, aksini aynadan görüyorum. bu sefer gözümü
alıp gidecek. derin bir rahatlama, yüzümü dönüyorum. alnımdan kocaman,
yuvarlak bir parça et koparıp gidiyor. geri dönmeyecek.
-biliyor musun, rüyalarımı sen yazmadın. ve ben seni asırlardır hiç
rüyamda görmedim. o yüzden kalamam. bu hikayenin sonunu ben yazıyorum.
bitti.
Ellerimden tutup ağlıyor güzel gözlü adam rüyamda. bir kuyudan
çıkmaya çabalar gibi, tutunmaya çalışıyor. sana ihtiyacım var diyor,
gitmemeliydin. gözlerini dikiyor ruhumun dibine, sesimi çıkaramıyorum.
uyandığımda hatırlıyorum, gidenin o olduğunu. ve hiç ellerimi tutarken
bakmadığını gözlerime.
- biliyor musun, ben de yeni bir öykü yazıyorum. ve içinde sen yoksun.
21/4/2007 ·
(Tevfik Fikret-Kedi Kitabı'ndan...)
''Yaz aşkına dair'' dediniz...işte misal:
Sevdiklerimin ben
Hepsinde bu tırnakları, hepsinde bu hali
Hepsinde bu hırçın kedi simasını gördüm...
Tüm zevkini sürdüm bu cehennem gibi ömrün.
21/4/2007 ·
Herşeyi bırak,su alsın götürsün,temizlesin ruhunu...Temizlik yap içinde,eskimiş, yıpranmış ne varsa at ve kurtul...Taşıma geçmişin ruhlarını,bu kalabalıkta yaşanmaz.yaşanmaz değil mi Olric,gündelikçi tutmam lazım ama,bu kadar anı tek başına temizlenmez,hep halının altına süpürmüşüm geçmişi,kiri lekeler yapmış heryerde.Sade suyla da temizlenmez,çamaşır suyuyla ovmak lazım.Duvarlardaki rengi de beğenmiyorum,kazımak lazım.Yapacak çok şey var yani.Ne olmuş,vaktin mi yok?Değil mi ama canım Olric,arada sen de konuş Olric bu iç monologlar canımı sıkıyor.Bizim oralarda kendi kendine konuşana deli derler.Bizim orada da yalnnız derler.Ha ha haa,nasıl,hazırcevabım değil mi Olric?Her soruya uygun cevap bulunur,üstelik peşin fiyatına 10 taksitle!Beni bu indirimler bitirdi Olric,iflas ettim.Şimdi geri kalanları da yok pahasına dağıtıp kepenk indirmek lazım!Hesap kitaptan anlamazsan sonun bu olur,hazır cevaplarla yürümüyor bu işler!Saçmalama Olric,bu hayat şartlarında batmadığıma şükret,baksana boğazıma kadar sıkıntı denizi.Şükret yaşıyoruz,dua et.Yetmezse git zilli babaya iki göbek at da gel.bakarsın kurtuluruz batmaktan.Bi de yardımcı bulup temizledik mi,değmeyin keyfimize!Keyfimize değmesinler Olric,ellene ellene yamuldu keyfimiz.Herkes sanki ilk kez keyif görmüş gibi orasını burasını elliyor,umumi olduk; ''Umumi Keyifçi!'' Herkese baktırılır ve dahi,parasını verenin ellemesine müsade edilir.Yirmidört saat hizmetinizdeyiz efendim!Ben çok uyurum gerçi,ama ben yokken dükkana Olric bakar.Olric bakar da görmez gerçi.
Off,çok ara verdim herşeye Olric,bir işi de başı bütün bitirebilsem.Çabuk yoruluyorum.Hayat hızlı çekim de ben mi yavaşım anlamadım ki.Hiç bir işi yerli yerinde yapamıyorum.Hep uygunsuz kalıyorsun,ve zamansız.Doğru Olric,cümlenin anlamını bozan ögeyim ben.Bir cümleyi kafamda kurup söyleyene kadar bir bakıyorum ki insanlar yeni konuya atlayıvermiş.Biraz beklesin beni insanlar Olric,bu hız başımı döndürüyor.Yanlış yerde gülümsüyorum.Sen hep gülümsüyorsun!Fena mı Olric,mutlu olmak güzel şey...Mutlu musun?Bilmem,mutlu muyum?Hayır değiliz.yani sen belki öylesin de ben değilim.
Yoruldum yine Olric,hadi gidelim
(Olric,Tutunamayanlar romanının bir parçasıdır,mütevazilik yaparak benim yazıma da katkıda bulundu....)
21/4/2007 ·
İntiharlarımıza hep kaza süsü verdik
Darılmasın diye hayat
Bileğimizdeki çizgiler bileziğimiz oldu,
Boynumuzdaki ilmek kolye
Çiçekler patlarken yüzümüze doğru
Ölmeyi ayıp bildik
Kahrımız eridi gülümseyişlerde,
Ağır bir maske yüzümüzde
Darılmasın diye hayat
İntiharlarımıza kaza süsü verdik
« Önceki |