kırmızı ruj

10/3/2007 ·

   İyi ki bu sabah yanımda değilsin, yoksa şu aynadaki halimi görsen kimbilir ne düşünürdün. Bak,diş macununu da unutmuşsun, yeni almıştın halbuki. Neyse, çöpe atarım ben şimdi...

  Ben aynadaki kadar çirkin miyim? Gözlerimin etrafı şişmiş, yanaklarım da. Ama kendime haksızlık etmeyeyim, bir şişe viskinin, birbirine ulanan sigaraların ve dökülmesi bugüne kısmet onca gözyaşının eseri bu kızarmış gözler. Oysa, çok güvenirdim eskiden güzelliğime. Hep kuaföre taratırdım saçlarımı ve başka kadınlar kıskanırdı masmavi gözlerimi. Senin deyiminle buz mavisi duygusuz gözlerimi.

  Sahi, niye terkettin beni? Kadın dergilerinin  'Bir erkeği elde etmenin 10 yolu ' kurallarını ezbere bilirdim oysa. Mesela kırmızı rujum o dergilerin fikriydi, benim değil. O dergileri okuyorum diye dalga geçerdin ama nasıl da beğenmiştin o gün dudaklarımı! Artık rujlarımı hep kırmızı tonlarda alır olmuştum. Şimdi hepsini attım, tıpkı ya unuttuğun ya da bavuluna sığdıramadığın eşyaların gibi. Fotoğraflarını da yaktım. Öyle diyordu çünkü bir kadın dergisi, unutmanın en iyi yolu eşyalarını yok etmekmiş. Seni unutmayı öğretebilirler mi dersin...Gerçi sana niye soruyorum ki, artık cevap vermezsin bana, 'Saçmalama hayatım, şöyle yapacaksın!' demezsin.

‘Aptal olma güzelim…Off canım ya, tanımazsın sen… Gelme üstüme zaten canım sıkkın… konuşuyoruz ya canım, anlamazsın sen…’. Senin cümlelerin...Senin cam kırığı cümlelerin dönüyor beynimin kıvrımlarında. Artık kanatmıyor, kanamıyorum artık. Sen benim sözlerimdin, ruhumdun. Senin ağzından çıkandı anlamı her şeyin, sen her şeyin anlamıydın. Bense hep iğreti kelimeydim cümlelerde, adım çıkarılsa anlamı bozulmazdı hayatının. Çıkardın. Ben seni atmalıydım oysa, güzelce silip seni, yerine doğru bir kelime koymalıydım. Meğer hiç öğrenememişim kurşunkalemle yazmayı, adın kırmızı mürekkep gibi ellerime sinmiş.

    Sahi, niye terk ettin ki beni? Bu akşam yemeğe çıkacaktık, bir lokanta önermişti dostların, oraya gidecektik. Bir balık lokantasıydı, neydi adı…hatırladım, ’Yakamoz Balıkevi.’ Adını hiç sevmemiştim, ben balık da sevmem gerçi. Ama sen bunu da hatırlamazsın, sen istedin balıkçıya gitmeyi ve kabul edildi, oy birliğiyle. Kalbim de senden yana kullanmıştı oyunu çünkü. Senin sevdiğin lokantadan sonra senin görmek istediğin filme gidecektik. Bir kere bile fikrimi sormadın, silindim senin yanında, beni sen bile göremez olmuştun artık…Her şeyi kabul etmiştim çekip gideceğim yerde.

   Sense, beni terk ettin dün gece. Yakandaki ruj izi benim değildi, bunu biliyordum. Evet, kırmızıydı ama hiç bulaşmazdı rujlarım sana, dudaklarına bile bulaşmazdı. O lekeyi ilk gördüğümde, evet bir kaç ay önceydi, görmemek istedim. Bakmadım hiç sana,  gömleğine bakamadım yıkarken. Silinip gidecek önemsiz bir lekeydi, kahve lekesi gibi…Yanlışlıkla olmuş… Birinin dudağı çarpmış…

   Ağlayınca çok kızardın. Hele dayanamayıp Türk filmlerine ağladığımda gülerdin en çok. Çok çirkin olurmuşum ağlayınca, öyle derdin. Gerçi beni hep aşağılardın. Bir gecede her şey nasıl böyle geçmiş zamana dönebildi, hayret! Geçmiş bu kadar yakın mıydı, ya da yakındakiler geçmiş?

   Şimdi sen gittin ve ben rahat rahat ağlayabiliyorum. Sigaraya da başladım yeniden, dün gece, sen çarpıp kapıyı çekip gittikten sonra. Yenilmeyeceğim işte, ayrılık acısı en fazla bir hafta sürermiş, öyle demişti bir arkadaşım terkedildiğinde, gerçi dördüncü gün intihara kalkışmıştı ama olsun, ben öyle değilim ki! Dün gece acıdı sadece canım, artık yanmaz. Zaten kuaföre gideceğim az sonra, sonra da bir lokantaya, canım nereye isterse artık. Özgürlük kelimesinin sadece  devrim marşı olmadığını  hatırlatacağım kendime.

   Ama önce şu yarım kalan viskimi bitirmeliyim, yanına da bir sigara yakıp kadın programlarını seyredeceğim. Hem,sen yokken biraz daha ağlayayım rahat rahat…

   Yoksa sen yoksun diye mi?

   Sahi, niye terk ettin ki beni…

EkleBunu Sosyal Paylaşım Butonu

3 yorum yazılmıştır

Yazan: nostaljiler | Tarih: 2007-03-18 18:20:05
Konu: selam...

tebrık ederım... guzel bı anlatım olmuş.. ama kabul etmek lasım, bir kaç değiştırmeyle bız erkekler tarafınızdan bu durumlara düşeriz genelde..:) sonrada hep düşünürüz acaba onlarda bızım gıbı oluyorlarmı dıye..:) sanırım her ıkı cıns içinde geçerli bu pozisyonlar..? tekrar tebrık ederım..

Yazan: PoWeRfUlTuRk | Tarih: 2007-03-11 03:11:16
Konu: sen ve yuregın

Bir insan hislerine bu denli tercüman olabilir mi?Ben iki kelimeyi dilden dile ceviremezken sen bir yasamin bir tarihin yasanilanlarin diline tercüman olmussun seni kutlamiyorum cünkü buna ihtiyacin oldugunu düsünmüyorum cani gönülden imreniyorum.İyki varsin iyki tanimisim seni

s@yGiL@R PoWeRfUlTuRk
:))sen beni iyice şımarttın ama:Pyeteneklerinin ve zekasının farkında olduğum birinin takdirini almak onurdur.Ama sen,beni çok yakında kıskandıracaksın eminim...saygılar!

Düzenleyen cehennemdebirmevsim gün: 11/3/2007 saat: 13:51

Yazan: asiste | Tarih: 2007-03-10 14:08:26
Konu: Bilinç altından bilinç altına

haleti ruhiyem farklı değil
okuduğumm bu yazıyı erkek ağzından erkek versiyonu yap orda dur ineceğim de in karşında beni bulursun.Terkedilemenin yarınında olan ben hala gülüp geçen ben bu gülmeler ağlamaya bir dönüşmedi gitti serde erkeklik var ya bir gün bir patlaycağım ama, niagara olucam,düden olucam, ama gel görki üstüne kalbimindir diye yazdığım%100 altından olan anahtarı masanın üstünde bırakıyorum bu yoklukta kimse dönüp bakmıyor.Hala anlamsız sorulara bir cevap anahtarı bulamadım.Hatta öyle kötüyüm itiraf com daki platonikim bölümünde belki bir beni soruyordur diyorum ama nerde evle iş arasında iki söğüt ağacı kalkıp itiraf coma mı girecek kardeşim nerde benim doktorun telefonu dolapta pasiflora olacaktı.Rüyamda annemi görsem keşke horoz şekeri istiyorum benim adım Napolyon.
Bu arda atladığın yazılar olabilir blogda bir daha check et benim yazıları bir sana ulaşıyor çünkü onlar sanırsam aman kaçırma:)

« Önceki | Sonraki »